49,6216$%0,14
55,7137€%0,01
66,4995£%0,10
6.481,39%-1,78
4.056,71%-2,04
%
19:30
22 Ekim 2026 Perşembe
Şanlıurfa‘da bir sünnet düğününde toplanan takılar, üniversitede eğitim gören şehit, gazi ve güvenlik korucularının çocuklarına burs verilmesi amacıyla Anadolu Şehit Aileleri Gazileri ve Güvenlik Korucuları Vakfına (AŞAV) bağışlandı.
AŞAV Genel Başkanı Ziya Sözen, yaptığı yazılı açıklamada, Halil ve Demirhan Kayan kardeşlerin sünnet düğününde toplanan takıların, babaları Mehmet Cihan Kayan tarafından vakfa bağışlandığını belirtti.
Bağışın üniversite öğrencisi şehit, gazi ve güvenlik korucusu çocuklarının eğitimine destek amacıyla kullanılacağını bildiren Sözen, aileye teşekkür etti.
Sözen, “Bir evladımızın sevincini başka evlatlarımızın umuduyla buluşturmak, gönül zenginliğinin en güzel ifadelerinden biridir. Mehmet Cihan Kayan kardeşimiz ve kıymetli ailesi, kendi mutluluklarına aziz şehitlerimizin emanetlerini, gazilerimizin ve güvenlik korucularımızın evlatlarını da ortak etmiştir. Bu bağışın kıymeti yalnızca maddi karşılığıyla ölçülemez.” ifadelerini kullandı.
Vakıf olarak bağışın öğrencilerin eğitimine ulaştırılması sorumluluğunu taşıdıklarını belirten Sözen, bu tür dayanışma örneklerinin artmasını temenni etti.
Açıklamada, Sözen ve AŞAV Genel Başkan Yardımcısı Lokman Beyazıt tarafından Mehmet Cihan Kayan’a teşekkür belgesi takdim edildiği bildirildi.
Ankara‘nın Haymana ilçesinde iki aile arasında 30 yılı aşkın süredir arazi anlaşmazlığı nedeniyle yaşanan husumet, Haymana Kaymakamı Osman Sak’ın girişimleriyle sona erdi.
Haymana’da hayata geçirdiği projelerle ilçenin gelişimine katkı sunan ve “Köye Dönüş Projesi” ile dikkat çeken Haymana Kaymakamı Osman Sak, bu kez yıllardır süren bir husumetin sona ermesi için devreye girdi. Karahoca Mahallesi’nde yaşayan Başaran ve Toplu aileleri arasında uzun yıllardır devam eden arazi anlaşmazlığının çözümü için harekete geçen Kaymakam Sak, aile büyükleriyle bir araya geldi. Mehmet Başaran ve Tahsin Toplu ile aile büyüklerinin katıldığı görüşmeler sonucunda iki aile arasında barış sağlandı. Böylece 30 yılı aşkın süredir devam eden husumet uzlaşmayla son buldu.
Haymana’da barış ve kardeşlik mesajı
Haymana’nın kalkınması ve kırsal yaşamın güçlendirilmesi amacıyla yürütülen çalışmaların yanı sıra toplumsal barışa yönelik girişimleriyle de öne çıkan Kaymakam Sak’ın öncülüğünde sağlanan uzlaşma, ilçede memnuniyetle karşılandı. Haymana’da gerçekleştirilen bu barış girişimi, toplumsal huzurun korunması ve anlaşmazlıkların diyalog yoluyla çözüme kavuşturulmasının önemini bir kez daha ortaya koydu.
Optimar Araştırma Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Hilmi Daşdemir; Kayserispor Kulübü Başkanı Ali Çamlı ve yönetim kurulunu ziyaret etti.
Kayserispor Kulübü’nden yapılan açıklamada; “Nazik ziyaretleri, samimi sohbetleri ve kulübümüze gösterdikleri yakın ilgi dolayısıyla Hilmi Daşdemir’e şükranlarımızı sunar, çalışmalarında başarılar dileriz” ifadelerine yer verildi.
(ANKARA) – Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan, fon krizine ilişkin sürecin siyasi tartışmalarının değil, hukuki gelişmelerinin takipçisi olduklarını belirterek, “Bizim için önemli olan kamunun yani devlet gücünün denetimi altında olan bazı işlemlerde usulsüzlüğün yapılması sebebiyle ortaya çıkan sorumlulukların tespit edilmesi, hak kayıplarının hukuk çerçevesinde tazmin edilebilmesi ve mülkiyet hakkı ihlallerine sebebiyet verilmemesidir” dedi.
“Bizim için önemli olan kamunun yani devlet gücünün denetimi altında olan bazı işlemlerde usulsüzlüğün yapılması sebebiyle ortaya çıkan sorumlulukların tespit edilmesi, hak kayıplarının hukuk çerçevesinde tazmin edilebilmesi ve mülkiyet hakkı ihlallerine sebebiyet verilmemesidir” dedi.
Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan ve Yönetim Kurulu Üyesi, Bilişim ve Teknoloji Hukuku Komisyonu Koordinatörü Ali Bayram, TBB Avukat Özdemir Özok Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Fon Krizi, Fon ve Hisse Sahiplerinin Hakları ile Yargısal Çözüm Yolları” başlıklı etkinliğin açılış konuşmalarını yaptı.
TBB Yönetim Kurulu Üyesi, Bilişim ve Teknoloji Hukuku Komisyonu Koordinatörü Ali Bayram, binlerce insanın mağduriyetine yol açan sürecin yalnızca finansal bir kriz olarak tanımlanamayacağını belirterek, “Finansal piyasalarda yaşanan her ciddi sorun aynı zamanda hukukun sınırlarını, kurumların sorumluluklarını ve hak arama mekanizmalarının etkinliğini yeniden sorgulamamızı gerektirir” dedi.
İnsanların birikimlerini geleceğe duydukları güvenle değerlendirdiğini ifade eden Bayram, bu güvenin piyasaların işleyişinin yanı sıra kuralların öngörülebilirliğine, kurumların görevlerini yerine getirebilmesine ve hak ihlali iddialarının etkili biçimde incelenebilmesine dayandığını söyledi.
Bayram, hukuki güvenliğin, insanların kayıp yaşamayacağına ilişkin bir vaat olmadığını belirterek, “Kayıp yaşandığında bunun nedenlerini sorgulayabilecekleri ve hukuka aykırılık varsa haklarını arayabilecekleri bir düzenin güvencesidir” diye konuştu.
İlgili kurumların bilgilendirme yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğinin, fonların yönetim ve tasfiyesinin hukuka uygun yürütülüp yürütülmediğinin ve denetim mekanizmalarının görevlerini gereği gibi yerine getirip getirmediğinin incelenmesi gerektiğini belirten Bayram, yatırımcıların zararları ile iddia edilen hukuka aykırılıklar arasında nedensellik bağı bulunup bulunmadığının da yanıtlanması gereken sorular arasında olduğunu söyledi.
“HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜ, İDDİANIN ETKİLİ BİÇİMDE İNCELENEBİLMESİDİR”
İdarenin mali sorumluluğuna ilişkin değerlendirmelerin, somut olayın koşulları çerçevesinde yapılması gerektiğini belirten Bayram, “Buradaki temel mesele, hukuki güvencenin normatif varlığı değil, bu güvencenin ihlal iddiası ile karşılaşan mağdurlar için gerçek ve etkili bir biçimde koruma sağlayıp sağlamadığıdır” dedi.
Hak arama özgürlüğünün, yalnızca yargı yollarının açık olması anlamına gelmediğini belirten Bayram, “Hak arama özgürlüğü teorik olarak yargısal yolların açık olması değil, o yola başvuran kişinin iddiasının etkili biçimde incelenebilmesi ve hakkına ilişkin bir sonuca ulaşabilmesidir” ifadelerini kullandı.
SAĞKAN: “MESELENİN 800 MİLYAR LİRALIK BİR HACMİ İLGİLENDİRDİĞİ İFADE EDİLMEKTE”
TBB Başkanı Erinç Sağkan da fon krizi olarak adlandırılan sürecin geçtiğimiz ağustos ayının sonunda başladığını belirterek, 28 Ağustos 2026 tarihinde Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK), Borsa İstanbul bünyesindeki bazı serbest yatırım fonlarıyla ilgili portföy yönetim şirketlerinin usulsüz işlemleri nedeniyle risk sınırlandırılması kararı aldığını söyledi.
Bu kararın ardından bazı serbest yatırım fonlarının değer kaybetmeye başladığını ve ciddi bir likidite sıkışıklığı yaşandığını belirten Sağkan, 15-16 Eylül tarihlerinde söz konusu fonların yatırımcılarına ödeme yapamaz hale geldiğini ifade etti.
Sağkan, “Yaşanan bu süreçten 450 binin üzerinde tekil yatırımcının etkilendiği ve meselenin 800 milyar TL’lik bir hacmi ilgilendirdiği ifade edilmekte” dedi.
SPK’nın usulsüzlük tespit edilen portföy yönetim şirketine ait fonların işlemlerini durdurarak tasfiye sürecine aldığını belirten Sağkan, mevcut fon varlıklarının, yatırımcıların alacaklarını karşılamayabileceğine işaret etti.
“BİZİM İÇİN ÖNEMLİ OLAN SORUMLULUKLARIN TESPİT EDİLMESİ”
Fon krizinin yalnızca doğrudan etkilenen fonlarla sınırlı kalmadığını belirten Sağkan, Borsa İstanbul endekslerinde ve borsada işlem gören şirketlerin hisselerinde de sert değer kayıpları yaşandığını söyledi.
Başkan Sağkan, bu kayıpların, ülkenin varlık ve değer üreten şirketlerini de ilgilendirdiğini, sürecin sermaye piyasalarında ve ülkenin ekonomik görünümünde yapısal sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.
Ekonomi bürokrasisindeki görev değişimlerine ve siyasi tartışmalara da değinen Sağkan, şöyle konuştu:
“Bir hukuk kurumu olarak biz bu sürecin siyasi tartışmalarının değil, hukuki gelişmelerinin takipçisiyiz. Bizim için önemli olan kamunun, yani devlet gücünün denetimi altında olan bazı işlemlerde usulsüzlüğün yapılması sebebiyle ortaya çıkan sorumlulukların tespit edilmesi, hak kayıplarının hukuk çerçevesinde tazmin edilebilmesi ve mülkiyet hakkı ihlallerine sebebiyet verilmemesidir.”
“İDARENİN HİZMET KUSURU SORUMLULUĞU DA ELE ALINMALI”
Krizle ilgili farklı hukuki süreçlerin bulunduğunu belirten Sağkan, şirketlerin usulsüzlükleri nedeniyle ceza soruşturmalarının devam ettiğini, şirketlerin ve gerçek kişilerin özel hukuktan kaynaklanan tazminat sorumluluklarının da söz konusu olacağını bildirdi.
Erinç Sağkan, “Ancak bunların dışında, denetim aşamasındaki eksiklikler nedeniyle meselenin, idarenin hizmet kusuru sorumluluğu kapsamında da ele alınması gerekmekte” dedi. Etkinliğin özellikle bu hukuki boyuta odaklandığını belirten Sağkan, konunun teknik niteliği nedeniyle yatırım fonlarına ilişkin kavramsal bir çerçeve oluşturmayı ve Türkiye’de daha önce yaşanan benzer krizlerden elde edilen tecrübeleri değerlendirmeyi amaçladıklarını söyledi.
“TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ MAĞDUR YURTTAŞLARIN YANINDA YER ALACAK”
Yıllarca emek vererek birikim yapan yurttaşların, devletin kurum ve kuruluşlarının denetim mekanizmalarına güvenerek yatırım yaptıklarını belirten Sağkan, bu kişilerin haklarına gerçek anlamda kavuşabilmelerinin önemine dikkati çekti.
Sağkan, “Bu anlamda Türkiye Barolar Birliği, bugün itibarıyla bu çalışmayla beraber doğrudan bu süreçte mağdurların haklarına en etkili yollardan kavuşabilmeleri bakımından da kendisine bir yol haritası çizecektir. Bu süreçten mağdur olan tüm yurttaşlarımızın yanında, hukuki süreçlerin etkin şekilde işletilmesi, hak arama yollarının etkin şekilde tüketilebilmesi ve mağduriyetlerin giderilmesi konusunda Türkiye Barolar Birliği yurttaşlarımızın yanında yer alacaktır” dedi.
(ANKARA) – YENİ Parti Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, ANKA Haber Ajansı’nın, “Depremde 125 kişiye mezar olmuştu… İskenderun Devlet Hastanesi‘nin ‘göçme durumu’ tespitine rağmen kullanıma izin verenler ‘asli kusurlu'” başlıklı haberini, verdiği soru önergesi ile TBMM gündemine taşıdı.
Hatay’da 6 Şubat depremlerinde 125 kişinin yaşamını yitirdiği İskenderun Devlet Hastanesi‘ne ilişkin 3 yıl 8 aydır süren soruşturma dosyasına beklenen bilirkişi raporu sunuldu. ANKA Haber Ajansı’nın ulaştığı raporda, hastanenin 2012’de “göçme durumu” tespitine rağmen kullanılmaya devam edildiği belirtilerek, kurum yetkilileri “asli kusurlu” bulundu.
YENİ Parti Bursa Milletvekili Kayıhan Pala, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu’nun yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na verdiği soru önergesinde, “Afet anlarında toplumun sığınacağı en temel yaşam güvencesi olması gereken bir kamu hastanesinin, depremin ilk dakikalarında yıkılarak yurttaşlarımıza mezar olması; yalnızca teknik bir yapısal yetersizlik değil, bilimsel uyarıların ve halk sağlığı önceliklerinin göz ardı edildiği açık bir idari ve kamusal yönetim zafiyetidir” ifadelerine yer verdi.
“FACİANIN GÖZ GÖRE GÖRE GELDİĞİ TEKNİK AYRINTILARIYLA BELGELENMİŞTİR”
Gazi Üniversitesi’nden soruşturma dosyasına giren bilirkişi raporuna atıf yapan Pala, şunları kaydetti:
“Facianın göz göre göre geldiği tüm teknik ayrıntılarıyla belgelenmiştir. Söz konusu bilimsel raporda, hastanenin A Blok yapısına ilişkin olarak 1 Temmuz 2012 tarihinde hazırlanan performans analizinde taşıyıcı elemanların yüzde 70 ila yüzde 90 oranında güçlendirilmesi gerektiği ve yapının performans seviyesinin açıkça ‘göçme durumu’ olarak saptandığı belirtilmektedir. Bu tespit 8 Şubat 2016 tarihli üniversite kontrol raporlarıyla da yinelenmiş; yerleşkedeki binaların deprem güvenliğinin bulunmadığı, beton dayanım değerlerinin kabul edilemez derecede düşük çıktığı (7–14 MPa) ve güçlendirmenin ekonomik dahi olmayacağı resmi kayıtlara geçirilmiştir.
Dönemin yürürlükte bulunan deprem yönetmelikleri uyarınca afet anında ve hemen sonrasında dahi kesintisiz hizmet sunması zorunlu olan, bina önem katsayısı en yüksek düzeyde tanımlanmış böylesi kritik bir sağlık kuruluşunun; olası bir sarsıntıda göçeceğinin 11 yıl öncesinden bilinmesine karşın boşaltılmaması, güçlendirilmemesi ve hiçbir önlem alınmaksızın hasta kabulüne devam ettirilmesi insan hayatının açıkça hiçe sayıldığını göstermektedir. Gazi Üniversitesi heyetinin enkaz üzerinden aldığı karot örneklerinde beton basınç dayanımlarının 3,39 MPa seviyesine kadar düşmesi, dere yatağı malzemesi ve korozyonlu donatı kullanılması gibi ağır yapı kusurlarına rağmen; raporda açıkça ifade edildiği üzere ‘göçme durumu’ raporuna karşın yapının sağlık hizmetinde kullanımının devamına onay veren kurum yetkilileri asli kusurlu bulunmuştur.
Sağlık hakkı ve yaşam hakkı anayasal güvence altındadır; kamu binalarını, bilhassa hastaneleri depreme dayanıklı, güvenli alanlar haline getirmek kamunun en temel ödevidir. Bilimsel ve teknik raporlarla çürük olduğu ve ilk depremde göçeceği defalarca ortaya konulmuş bir yapıda sağlık çalışanlarını görev yapmaya, hastaları ise tedavi görmeye mecbur bırakarak 125 kişinin ölümüne yol açan bu ağır ihmalin idari, siyasi ve hukuki sorumluluğunun aydınlatılması zorunludur.”
İSKENDERUN DEVLET HASTANESİ’NDEKİ RİSKLER VE SORUMLULAR HAKKINDA 6 SORU
YENİ Partili Pala, önergesinde şu sorulara yanıt istedi:
“2012 yılında yapılan teknik performans analizinde ve 2016 yılındaki üniversite inceleme raporlarında İskenderun Devlet Hastanesi yerleşkesindeki binaların performans düzeyinin açıkça ‘göçme durumu’ olarak tespit edilmesine rağmen, söz konusu binaların tahliye edilmeyerek 6 Şubat 2023 tarihine kadar hasta ve sağlık emekçilerinin kullanımına açık tutulmasının gerekçesi nedir?
Gazi Üniversitesi bilirkişi raporunda ‘yapının kullanımının devamına izin veren kurum yetkilileri’ başlığıyla asli kusurlu olarak tanımlanan dönemin Sağlık Bakanlığı bürokratları, il/ilçe sağlık yöneticileri ve hastane başhekimleri hakkında Bakanlığınızca başlatılmış bir idari soruşturma bulunmakta mıdır? Bulunmaktaysa soruşturma hangi aşamadadır?
2012-2023 yılları arasında görev yapmış söz konusu kamu görevlileri ve idareciler hakkında cumhuriyet savcılıklarınca talep edilen soruşturma izinleri verilmiş midir? Verilmediyse, 125 yurttaşımızın yaşamını yitirdiği bir faciada soruşturma izninin engellenmesinin hukuki ve vicdani gerekçesi nedir?
İskenderun Devlet Hastanesi A Blok için 2012 yılından itibaren Bakanlığınız kayıtlarına giren risk analizleri doğrultusunda, binanın güçlendirilmesi ya da acilen yenilenmesi amacıyla herhangi bir bütçe tahsis edilmiş midir? Şayet ödenek ayrılmışsa bu ödenek neden kullanılmamış ve tahliye işlemi deprem anına kadar neden geciktirilmiştir?
Türkiye genelinde 1. ve 2. derece deprem bölgelerinde yer alan kamu hastanelerinden kaç tanesinde deprem performans analizi yapılmıştır? Yapılan analizler neticesinde performansı ‘göçme’ veya ‘ağır hasar riski’ düzeyinde çıkan ve halen aktif olarak hasta kabulü ile sağlık hizmeti sunmaya devam eden hastane binası bulunmakta mıdır?
Deprem kuşağında yer alan illerimiz başta olmak üzere, afet anında dahi kesintisiz hizmet vermesi zorunlu olan mevcut sağlık binalarımızın depreme dayanıklı hale getirilmesi için Bakanlığınızın 2026 ve 2027 yıllarını kapsayan somut, takvimlendirilmiş ve bütçelendirilmiş bir eylem planı var mıdır?”