Bolu
+20°C
İstanbul
+22°C
Ankara
+23°C

SOYSAL SPOR

ÖRNEK OTOGAZ

İnci İç Giyim

KRAL PİDE

01-11-2015 08:14 Kategori: RÖPORTAJLAR

"Solcu Gibi Direnmeyi Öğrendik"

  • Facebook Paylaş
  • Yorum Yaz

"Suların hiç durulmadığı AKP-Fethullah Gülen kavgası, seçim arifesinde yine bir basını cezalandırma girişimine sahne oldu. Kayyum atanması ve ardından yaşanan gelişmelerle gündeme gelen İpek Medya Grubu’ndaki olayları; Bugün Gazetesi haber müdürlüğü görevinden geçici bir süre uzaklaştırılan Erkan Acar, Amir Haber İstanbul Temsilcisi Atakan Metin’e anlattı. Bir gazetecinin samimi itirafları ile başbaşa bırakalım sizleri..."

Tomalar ve Polis barikatlarıyla adeta bir cezaevi görünümüne bürünen bir gazetede mi çalışıyorsunuz yoksa yarı açık cezaevinde hükümlü müsünüz? Şu an yaptığımız bir cezaevi röportajı mı? Neler yaşandı Bugün Gazetesi’nde?

Tam bir cezaevine dönmüş durumda gazetem. İçeri girerken eşleştirmeli kimlik kontrolü ile giriyoruz. İçeri girince her katta 2 polis nöbet bekliyor. Sigara içme alanında polisler adeta cirit atıyor. Yazı işleri toplantısı kayyum ve polis eşliğinde gerçekleşiyor. Ayrıca el koymada hukuksuzluklar da hâkim. Kayyumlar yasal olarak görevde değil. Ticaret sicil gazetesinde yayınlanmadı isimleri. Ayrıca Ankara Sulh Ceza Mahkemesi yasalara aykırı şekilde İstanbul’da bir şirkette arama yaptırıyor. Oysa İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı iletmeli o merkezden işlem yapılmalıydı. Daha sayamayacağım birçok hukuksuzluk söz konusu. Anayasa’nın 26 ve 28. Maddeleri çiğnendi. Haberleşme özgürlüğü, Basın Hürriyeti, ifade özgürlüğü ve mülkiyet hakkı çiğnendi. Anayasa’nın çğnenmesi ağırlaştırılmış müebbete kadar gidebiliyor. Buna rağmen yetkisiz kayyumlar görevden almalar ve atamalar yapabiliyor. Genel Yayın Yönetmenimizin görevden alınması tebliğ edilmedi. 4 Kasım’a kadar zorunlu izine çıkarıldığımız söylendi. 30 Ekim 2015 Cuma günü göreve geldiğimde polis beni bir listeyle kapıda karşıladı ve işten çıkarıldığımı söyledi. Ben iş yerime mazeretsiz 3 gün gelmezsem insan kaynakları bana işten uzaklaştırıldığımı tebliğ eder. Özel eşyalarım var içeride ve ben içeriye alınmadım. Daha ilginci bunu her hangi bir emniyet birimi değil Organize Şube Müdürlüğü memurları yapıyor. 17 kişi işten çıkarıldığı yüzümüze söylendi. Hatalarını anladıklarında ise izne çıkarma belgesi imzalattılar. Zorunlu izine çıkarıldık. Aslında suç işliyorlar. Seçim sonrasındaki duruma göre atamaları düzenleyecekler ya da işten çıkarmaları gözden geçirecekler. Aslında suç işliyorlar. Tahminimiz seçim sonucuna göre karar verecekler. Onun için iş fesih işlemlerini seçim sonrasına bıraktılar.

Hangi günahın bedeli bu?

Doğruları çekinmeden yazabilmenin dile getirebilmenin bedelini ödüyoruz. O binada 5 yayın organı var. Birbirinden çok farklı dünya görüşlerine sahip insanlar var. Mutlu ve huzurlu şekilde yaşıyor. Sayın Akın İpek yönetimi çok sesliğe önem verdi ve sadece bir görüşe mensup personel çalıştırmıyor. Örnek şudur ki TRT’de misafir konuşmacı dağılımında AKP görüşü dışında bir davetli yok. Fakat Kanaltürk ve Bugün TV’de her siyasi görüş sahibi ekrana çıkabiliyor. Hatta AKP görüşüne sahip herkes de yayınlara davet ediliyor. Akın Bey’e ait olan “Hisar Önü Oteli” istendi mesela. 

O ne demek yani oteli ver yayınlarına karışmayalım mı demişler?

Akın bey televizyonda açıkladı. Kendisiyle irtibata geçen bazı kişilerin "Hisarönü'ndeki oteli bize ver, biz bu işi çözelim." dediğini söyledi. Akın İpek'ten rüşvet olarak istenen Angel's Peninsula adlı otel, Hisarönü Körfezi'nde, Muğla'nın Marmaris ilçesine bağlı Turgut köyünde yer alıyor. Neyse neyin günahı demiştin ya… Biz özgürce yayın yapıyorduk. Evrensel insan hakları ihlallerini yazıyorduk. Hangi gazeteye baskın yapılıyorsa yazdık. Dicle Haber Ajansı’na ve Hürriyet’e baskınları yazdık. Bu yazdıklarımızın dile getirilmesi iktidarı rahatsız etti.

Kayyum meselesinin aslı nedir?

İnanın ki bu tarz bir baskın yapacaklarını beklemiyordum. Polislerin gelip arama yapacaklarını tahmin ediyorduk. Fakat insanların yerlerde sürükleneceğini ve Organize Şube Müdürlüğü’nce baskın yapılacağını beklemiyordum. Ne zaman o binadan giderler bilemiyorum.

“TERÖRİST MUAMELESİ GÖRDÜK”

O halde bir terör örgütü muamelesi uygulandı size?

Aynen öyle.

Siz terör örgütü üyesi misiniz? Fethullah Gülen hayatınızda ne ifade eder? Algı yaratılıyor ancak silahlı bir terör örgütü olduğuna dair hukuki bir belgeye sahip mi Türkiye Cumhuriyeti hükümeti?

Hayır değil. Sayın Cumhurbaşkanı da geldi Türkçe Olimpiyatları’na. Bülent Arınç Pensilvanya’ya gitti mesela. Hal böyleyken kendileri de inanmıyor bu duruma. El koymak için 1990 yılında yürürlüğe girmiş yasayı uygulamaya çalışıyorlar. Yasa der ki; terör örgütüne hizmet eden finans araçlarına el konulabilir. Buna dayanarak Hizmet Hareketine terör örgütü diyerek işlem yapılıyor. Oturttukları hukuki zemin bu… Suç işlediklerinin farkındalar ne yazık ki. Bu nefret suçu kapsamına girer diyen profesörler var ve Lahey’de yargılanacaklarına dair görüş belirtiyorlar. 

 

“BİZ DE KANDIRILDIK”

Fethullah Gülen ve Tayyip Erdoğan beraber iktidara yürüdüler. O dönemde de gazetecilik yapıyordunuz. Sizin yaşadığınız bu durumu; AKP iktidarının ilk dönemlerinde diğer gazeteciler yaşarken, Ergenekon ve Balyoz davalarında insanların canı yanarken, aynı sesi çıkardınız mı?

Meslekte 20. yılımı doldurdum. Sizden 1 yıl sonra başlamışım yani. Çok hata yaptım ancak hepsinden ders çıkardım. Sadece ben değil bütün arkadaşlarımızla dersler çıkarıyoruz. Geldiğimiz nokta itibari ile kandırıldığımıza inanıyorum.

İyi de bunu Cumhurbaşkanı da söylüyor, “kandırıldım” diyor. İnandırıcı oluyor mu?

2002 de iktidara geldiklerinde bizler inanmıştık yapacaklarına. Ama ne yapabiliriz elimizde bir yalan makinası yok ki. Geleceğe ait düşüncelerini nasıl önceden okuyabilirdik.

Yani ikna mı oldunuz AKP’nin hukuki vaatlerine?

Evet, ikna olduk. İlk iktidar dönemlerinde Avrupa Birliği’ne üyelik konusundaki tavırları, insan hakları konusundaki hassasiyetleri, dış politikadaki sorun çözücü yaklaşımları olumlu geldi bizlere. Güzel işler yaptılar ilk iktidar dönemlerinde. AKP yerine CHP ya da bir başka parti yapsaydı onların da emin olun yanında olurduk. Bunu sol ya da liberal aydınlar da ifade ettiler. ‘AKP bizi kandırdı’ dediler.

 

“O ZAMAN DA SESİMİZİ ÇIKARMALIYDIK”

Kandırıldığınızı iddia ederken ikna olduğunuzu da belirtiyorsunuz. Peki Balyoz ve Ergenekon’dan canı yananlar size “o zaman sustunuz şimdi de bunun bedelini ödüyorsunuz” deseler gönül rahatlığıyla cevap verebilir misiniz?

Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarının haklılığına inanıyorum.  Çünkü insanları stadlara toplama planları, “Taksim’e çökeceğiz” diyen komutanlar yoktu diyemeyiz. Demokrat bir gazeteci olarak, bir insan olarak tepki verdim. Bir de o dönem nasıl hareket edeceğimiz konusunda bir muhabir olarak pek tecrübeli değildik. Bu davalar daha iyi yönetilebilirdi. Ancak sonunda soruşturma bu kadar genişletilmeli miydi? Tartışılabilir. Soruşturma sürecinde yargılama sürecinde hata yapılmadı diyemeyiz. Ama bugün gelinen noktada ‘hiçbir şey yoktu’ o soruşturmalarda demek de yine hata olur.

O dönemki yayınlarınızın etkisi, bugünkü Star Gazetesi, Akit Gazetesi, ATV ve benzeri iktidarın sesi yayınların durumuna sokmadı mı sizi?

Olmayan şeyleri yazan yayınlar durumuna hiç düşmedik. Mahkeme beyanlarını yazdık. Bugünkü gibi yalan beyanlara alet olduğumuzu kabul etmiyorum. En azından karşı görüş varsa yer vermeye çalıştık. Bu konuda eleştirebilirsiniz ancak bir Akit hiç olmadık.

Bir gazetecinin namusu nedir?

Yazdığın haberin farklı şekilde anlaşılabilecek duruma gelmesi, namus kavramını zedeler. Her şey haber değildir.

Kayyum namus kavramını sorgulayacak yetkide midir?

Hayır sorgulayamaz. Kayyumun “rezalet bir gazete çıkarttınız” demesi zaten infiale neden olur. Orada olsaydım, biraz fevri bir insanım, arkadaşların sakinliğinde olamazdım. Bir gün önceden gazeteyi yapmışız bitirmişiz. Sanırım kayyum bir yerden fırça yedi ve acısını yazı işleri toplantısında sarf ettiği kelimelerle çıkarmayı denedi. Attıkları imzaların ve eylemlerinin suç olduğunu bence onlar da biliyorlar. Hukuki olarak başları ağrıyacak.

 

“GAZETEMİZE TÖRENLE GERİ DÖNECEĞİZ”

Aynı hukukun ve adaletin size karşı suç işleyenlere de lazım olacağını mı söylüyorsunuz?

Elbette ancak seçimin sonucu bekliyorlar. Emin değiller sonuçtan ve işten çıkarmalardan atamalara kadar geri adım atmaları bu yüzden. İşten çıkarılanlar o binaya geri dönecekler hem de törenle geri dönecekler. Buna inanıyorum çünkü bu büyük bir mücadele ve eyvallahımız yok.

Bugün okuduğun “Bugün Gazetesi” sizin çıkardığınız gazete mi çünkü künyede adınız var?

Gerçekten mi? Henüz bakmadım künyeye. Görevden aldık ya da izine çıkardık dediklerini karıştırmışlar. Ben görevde miyim yine?

Bence görevdesiniz. Bu noktada kayyum da iyi bir yönetim gösterememiş galiba..

Demek ki görevden alınanlarla izine çıkarılanlar karıştırılmış. Siz söyleyince fark ettim. Normal şartlarda artık künyede olmamam lazım... Künyeyi çok sağlıklı yapmamışlar belli.

Meslekdaşlarınız bu olaylar karşısında nasıl tepki verdiler?

Sosyal medyadan duyurdum işten çıkarıldığımı. Hemen karşılık buldu bu durum. Anadolu’dan “hemen atlayıp gelip destek verelim” diyen avukatlar, haberini yaptığım hukukçular herkes destek verdi. Gazeteci arkadaşlar da aradılar. Yine aynı sosyal medyadan “mücadelemizle gurur duyduğumu” belirttim. Ancak bazı sosyal medya trollerinden nasibimizi de almadık değil. Hukuki anlamda teknik destek verenler ve bu konuda bilgisini paylaşanlar oldu.

Hukuk ve adaletin bu ülkedeki sorgulamasında hangi sonuçlara varıyorsunuz?

Ben bir gazeteciyim. Elbette kavramsal olarak biliyorum birçok şeyi ancak olaylar çok öğretici oldu bizlere. Birçok yayın platformundan TV yayın organlarımız çıkarıldı. Bu süreçte basın hukukuna bir daha dönüp baktık. Haklarımızı tüm toplum gibi çok da iyi bilmediğimizi gördüm.

12 Eylül darbesinde ordu her hangi bir basın kurumunun yazı işleri toplantısı mahremiyetine tevessül etmedi. Yani yayıncılığın tabir-i caizse yatak odası olan yazı işleri toplantısına ordu bile karışmamıştı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Polislerle yazı işleri toplantısı yaptık daha üzerine ne söylenebilir ki? Fakat ben şu durumda asıl buraya atanan gazeteci arkadaşlarımızın vicdan muhasebesini merak ediyorum. Nereye kadar devam edecekler? Duayen gazeteciler bile böyle bir dönem yaşamadığımızı ifade ediyorlar.

Aynı durumu yaşayan gazeteciler hep vardı. Haksızlığa uğrayanlar hatta öldürülen gazeteciler. Bu durumda siz, yerinize atanan gazeteciler tavrında davranmadınız mı?

Bir yayın grubunda çalışıyorsak belli noktaya kadar tepkimi koyabiliyoruz. Haberimi belki yayınlamaz yönetim ancak sosyal medya var, oradan tepkimi gösterebiliriz.

O dönem sosyal medya olsaydı bu söylediğiniz cesareti gösterebilir miydiniz? Nereye kadar zorlardınız? Metin Göktepe örneğinde ne yapardınız?

İşten atılma tehlikesini hepimiz yaşıyoruz. Metin Göktepe olayını yazdım. Özgür Gündem’in bombalanmasını yazdım. Tavrım değişmezdi ve haberi yapardım.

“EMİN ÇÖLAŞAN OLAYINDA SESSİZ KALDIK”

Emin Çölaşan Hürriyet’ten çıkarıldığı dönemde tavrınız ne oldu?

Emin Çölaşan değerli bir gazeteci. O dönem sesimizi çıkarmamız gerekirdi diye düşünüyorum. Sessiz kaldık. Bu hatadan da 20 yılın sonunda ders çıkardım. Bugün bunları yaşıyorsak o dönem sessiz kaldığımız içindir. Yazı bir silah değil, düşünce bir silah değil. Bunun şiddet olarak görülmesi hata. Bu hatayı kabul ediyorum. Yalnız sadece onlar değil Hikmet Çetinkaya için de böyle. Bizler de hedef gösterildik. Bunlara da ses çıkarılmalıydı.

Erkan Acar olarak kendinizi cemaat medyasında çalışan biri olarak görüyor musunuz?

Hayır, böyle değil. Fethullah Gülen’i takdir ediyorum. Bu bedelleri hatalarımızla ödüyoruz. Gelecek nesillere faydası olur inşallah.

Seçimde sizce vatandaş vicdanına göre hareket edecek mi?

Son 3-4 seçime hile karıştırıldığını düşünüyorum. O yüzden vicdan açıklaması yetersiz kalabilir.

Pekâlâ, daha önceki seçimlerde hile yok muydu?

Tartışılmadı bu kadar.

Tartışılmamış olması araştırılması gereğini örter mi?

Hile olduğunu gördüm son dönemlerde. Küçükçekmece’deki bir önceki yerel seçimlerde bunu haber yaptım. Öncesi için zaten ikna olmuştuk AKP vaatlerine.

 

“HİPNOTİZE OLDUK”

İkna mı yoksa hipnotize mi oldunuz?

Hipnoz durumu sanırım ancak son dönemlerde daha bilinçli herkes.

Bu anlattıklarınızdan aslında daha çok özeleştiri ya da itiraf anlaşılıyor. Yanılıyor muyum?

İtiraf kabul edebilirsiniz. Kendi arkadaşlarımızla bunları çok konuştuk. Bunları da yapmazsak insan olamayız. Hatalarımızı sorguladık ve bunları itiraf kabul edebilirsiniz. İtirazım şu ki; sadece biz hata yapmadık. Bütün medya bu hataları yaptı. 28 Şubat başlıkları ortada. Onları da değerlendirmek lazım... Sabah gazetesinin attığı hizmet hareketine dönük yalan manşetler var. Üstelik bu manşetler kasıtlı atılıyor.

AKP iktidarının ilk dönemlerinde intikam haberciliği mi yaptınız?

İntikam değil tepkiydi ama dozu arttı. Bunu kabul ederim.

O halde bazı insanların canını yaktığınızı da düşünüyor musunuz?

Mümkün müdür düşünmek lazım.

 

“GEZİYİ ANLAYAMADIK”

Gezi hareketinin sorumluluğu da buna dâhil mi?

Kızgınlık durumu etkendi. Kızgınlığı şöyle açalım; kız öğrencilerin başörtüsü çekilerek alındığını gördük. 2000’li yılların başında ulusalcı hareket de dozunu arttırdı. Bu kızgınlık bize yanlış yaptırmış olabilir. Biz de ürktük.

Ancak insanlar üzerinde etkisi olan mesleği gazeteciliği icraa ediyoruz. Dikkat etmek gerekmez mi, bu tecrübesizlik ya da ürkmüşlükle açıklanabilir mi?

Ben görüşüme katılanlar için kısmen konuşabilirim. İtiraflara devam edelim. Herkes de yapsın. Daha hassas davaranabilirdik o dönem. Sorumluluğumuz var ama herkesin de bu öz eleştiriyi yapması toplumumuza fayda sağlayacak.

 

“SOLCU GİBİ DİRENMEYİ ÖĞRENDİK”

Nazlı Ilıcak “Solcular gibi direnmeyi öğrendik” dedi. Katılır mısınız bu görüşe?

Tomanın karşısına biri direniyorsa Nazlı Ilıcak haklıdır. Bizi muhafazakâr yayın grubu kabul ederseniz ben böyle direnişi daha öncesinde bizim cenahda görmedim.

Gezi bu konuda sizler için de bir milat mı?

Geziyi de buraya dâhil edebilirim. İnsanlar çevre mücadelesi veriyordu ama biz bunu o an anlayamadık. Fakat ben asıl şuna inandım. Kabataş olayının ilk yayınlandığı dönemde kandırıldığımızı düşünüyorum. Çünkü yokmuş böyle bir olay.

Gazeteci olarak Kabataş olayını araştırmayı denemediniz mi?

Elbette denedik ancak görüş vermediler. Gazetecilik refleksiyle denedik ama görüş vermeyince araştırmayı denemedik. Elif Çakır yazmıştı ancak demek ki hisleriyle yazmış.

Hem bir kişinin yazısına inanarak hem de olayın üzerine araştırma yapmayarak gazetecinin namus kavramı zedelenmiş diyebilir miyiz?

Olayın kahramanı bize konuşmuş olsaydı araştırmaya dönebilirdik. İnandığımız için o dönemin söylemlerine, kavram zedelenmiş olabilir. Konuşsaydı olay kahramanı, Elif Çakır’ın söylemlerine de karşı dururduk. O dönem Zaman gazetesinde görevliydim. Olmayan bir şeyi yazmadık. Bize bu öğretilmedi. Bizler dosyaları yazdık, hâkimler savcılar hata yaptı ise kusuru biraz da onlar da aramak lazım.

 

“50 FAKÜLTE BİTİRSEM ÖĞRENEMEZDİM”

Gezi’de ödenen ağır bedeller olmasaydı 50 yıllık eğitim bile bu çevre bilincini topluma kazandırmakta başarılı olur muydu? Musibetler sayesinde bilinçlenen bir toplum muyuz acaba?

Katılıyorum. Toplumsal bilinç noktasında maalesef tespit doğru... Mesela 50 tane hukuk fakültesi bitirsem bu kadar hukuki bilgiyi, bu yaşananlar kadar öğrenir miydim bilemiyorum. Bir örnek daha, eskiden hayvan hakları konusunda haber yapmayı tercih etmezdim ancak toplum bu konuda bilinçlenince biz gazeteciler de kayıtsız kalmamayı öğrendik.

Yaşanan hukuksuzluklar ve hatalar biz gazetecilerde arınmayı sağladı mı?

Sonuna kadar katılıyorum. Kötü durumlardan da sonuç çıkarmayı başarabiliriz. Ben çıkardım.



Kaynak: AMİR HABER
Editör: ATAKAN METİN
Bu haber 1212 defa okunmuştur.
HABERE YORUM YAZIN



FACEBOOK YORUM


DİĞER RÖPORTAJLAR HABERLERİ

BOLU TEMİZLİK

gazete manşetleri

ABANT HALI VE KOLTUK YIKAMA

ANKETİMİZE KATILIN

Sitemize Oy verin

86.1%

13.9%

NAMAZ VAKİTLERİ
PUAN DURUMU

E-BÜLTEN ABONELİĞİ